Dostoyevksi
İnsanın kendi içindeki uçurumu bilme saplantısı ile o uçuruma bakarken hissettiği mutlak korkuyu, vicdanın ve Tanrı'nın huzurunda verilen devasa bir savaşa dönüştürür.
Gogol
Toplumsal kimliğin ve gerçekliğin kırılganlığını bilmenin yarattığı tekinsizliği, insanın kendi absürtlüğü ve hiçliğe yuvarlanma korkusuyla harmanlayarak gülünç ile korkunç arasındaki o ince çizgiye yerleştirir.
Gorki
Yoksulluğun ve cehaletin yarattığı o karanlık dehlizleri bilmenin sarsıcı öfkesini, insanın onurunu koruma mücadelesi ile ezilme ve yok olma korkusunun içinden doğan bir uyanışa dönüştürür.
Tolstoy
Yaşamın anlamını ve ölümün mutlaklığını bilme arzusunu, insanın bu devasa hakikatler karşısında duyduğu o çıplak ve sarsıcı korkuyla harmanlayarak ahlaki bir uyanışa dönüştürür.
Turgenyev
Eskiyle yeninin çatışmasındaki o kaçınılmaz kopuşu bilmenin sancısını, insanın her şeyi reddeden bir nihilizm ile köklere duyulan sarsılmaz sevgi arasındaki o boşluğa düşme korkusuyla anlatır.
Gonçarov
Hayatın anlamsızlığını ve her çabanın boşunalığını bilmenin getirdiği o felç edici uyuşukluğu, değişen dünyanın gürültüsüne karışma korkusuyla birleştirerek 'Oblomovluk' denen o trajik inzivaya dönüştürür.
Çehov
Hayatın sıradanlığındaki o büyük boşluğu bilmenin yarattığı ince sızıyı, insanın kendi eylemsizliği ve geçip giden zaman karşısında duyduğu o sessiz, melankolik korkuyla buluşturur.
Puşkin
Kaderin ve tutkuların insanı sürüklediği noktayı önceden bilmenin o mistik ağırlığını, Rus ruhunun özgürlük arayışı ile tarihin ve geleneğin yıkılmaz duvarları karşısında duyduğu o asil korkuyla buluşturur.
Nabokov
Zihnin kendi yarattığı kusursuz labirentleri bilme tutkusunu, gerçekliğin aslında bir kurgudan ibaret olduğunu fark etmenin getirdiği o estetik ve tekinsiz korkuyla birleştirir.
